Tür : Aksiyon / Macera / Fantastik
Yönetmen : Guillermo Del Toro
Oyuncular : Ron Perlman(Hellboy), Selma Blair(Liz Sherman), Doug Jones(Abe Sapien / The Chamberlain / The Angel of Death )

Del Toro’nun olağanüstü hayalgücüne şahit olmuş sinemaseverlerin beklediği gün geldi çattı ve “Hellboy 2: Altın Ordu” vizyona girdi. Hellboy’un birinci filmde sergilediği başaraılı performans ile sinemaya ilgi duyanların ilgisini çeken Del Toro, “Pan’ın Labirenti” gibi şahane bir başyapıta imza attıktan sonra, “Hellboy 2: Altın Ordu”ya olan beklentiyide fazlasıyla arttırmış oldu. Ama şunu söyleyebilirim ki, seneryosunu da kendisinin yazdığı Del Toro, başka bir Fantastik kurgu sınavından da başarıyla ayrılmıştır.
İlk defa 1993 de San Diego Comic-Con’da, Mike Mignola’nın elinden çizgi roman olarak görücüye çıkan Hellboy, kısa süre içerisinde hatrı sayılır bir okuyucu kitlesine ulaşmıştı. Bu ilgi doğal olarak bir sinema filmini doğurmuş ve bizi Guillermo Del Toro adında mükemmel bir yetenekle tanıştırmıştı. Del Toro ikinci filmde de yeteneğini hem seneryo hem de yönetmen koltuğunda gösterip, biz sinemaseverlere seyretmekten çok hoşlanacağımız, güzel bir film çıkarmış. Ama şunu söylemek isterim ki, “Pan’ın Labirenti”nden sonra, galiba “Hellboy II”den olan beklentilerimi çok arttırmışım. Ancak filmi seyrederken ayaklarım yere bastı ve Hellboy karakterinin sonuçta başka bir yazar tarafından yaratıldığı ve dünyasının birazcık da olsa sınırlı olduğunu farkettim. Yani bütün ipler Del Toro’nun elinde değildi. Ancak tamamen Del Toro’nun hayalgücünün imzasını taşıyan ve sokaklarımızda görmeye alışık olmadığımız(!) paranormal canlılar, seyirciyi gerçekten heycanlandırıyor. Ayrıca, aksiyon sahnelerinde adrenalinin bir anda hızlıca artması ve hemen sonra hikayenin gelişimi için gerekli olan sakin sahnelerin arasındaki geçiş, yönetmen tarafından gerçekten çok iyi ayarlanmış.
Diğer Hellboy filminden farklı olarak, bu filmde Hellboy’un içindeki büyük karakter karmaşasını çok rahat görebiliyoruz. Bilmeyenler için burda Hellboy’un geçmişi hakkında biraz bilgi vermek yararlı olucak gibi : Hellboy, 2.Dünya Savaşı sırasında ABD askeri birlikleri tarafından bulunan paranormal bir yaratık. Kendisi şeytanın çocuğu olarak tanımlanıyor ve kaderinde dünyanın sonunu getireceği var. Ama günümüzde yaşayan Hellboy, ABD hükemeti adı adına, kendi gibi paranormal olarak tanımlanan yaratıklardan insanları korumak için çalışıyor. İşte bu karakter karmaşısı bu filmde, Del Toro tarafından açıkça belli edilmiş. Ayrıca, nasıl “Pan’ın Labirenti”nde, Ofelia’nın gözünden İspanya tarihinin önemli bir bölümünü çok başarılı bir şekilde anlatıyorsa Del Toro, bu filmde de insanın içinde bulunan ve asla kapanmayan açgözlülük duygusana değiniyor. Ama filmde bu mesaj kaygısını görmek imkansız. Mesajı alan alıyor yani, film bu konuda kendini kasmıyor. Ayrıca filmin başlarında Hellboy’un çocukluk yıllarına şahit olmamızda, filme gerçekten ayrı bir tat katmış.
Filmin konusu ise şu şekilde; Yukarıda bahsettiğim Hellboy’un çocukluk yıllarında, baba diyerek hitap ettiği kişi Profesör Trevor, içinde elfler ve insanlar arasında geçen savaşın anlatıldığı bir masal anlatır. Masal da insanlara karşı koyamayan elflerin, goblinlere anlaşıp, mükemmel ve karşıkonulamaz bir ordu yaratmasından bahseder : Altın Ordu. Altın ordu vicdansız ve durdurulumazdır. Bir süre sonra Elf Kral’ının yüreğine pişmanlık düşer ve insanlarla ateşkes yaparlar ve Altın Ordu’yu yönetmek için kullanılan tacı 3 parçaya bölüp, bir parçasını insanlara, bir parçasını kendisine ve bir parçasını kızına verir. Bu ateşkesden memnun olmayan Kral’ın oğlu Prens Nauda, halkı ona tekrar ihtiyaç duyuncaya kadar sürgüne gönderilir. Sonunda, Prens Nauda günümüzde ortaya çıkar ve Altın Ordu’ya hükmetmek için tacın 3 parçasını toplamaya çalışır. Ama karşısında büyük bir güç vardır : Hellboy.
Filmde, bana negatif görünen tek bir şey vardı. O da, bazı paranormal yaratıkların, “Pan’ın Labirenti”nden, gözümüzün aşina olduğu tasarımlara sahip olması. Özellikle, The Angel of Death(Ölüm Meleği) karakteri, bana Pan’ı hatırlatmadı değil doğrusu. Tamam Pan’ın Angel of Death gibi kanatları yoktu ama Angel of Death’in sahip olduğu o el hareketleri ve yüz şekli bana Pan’ı hatırlattı. Filmin karakterinlerden bahsetmişken oyunculara değinmek olmaz. İlk filmden beri, Hellboy karakteri için hem Del Toro hem de Mike Mignola’nın favorisi olan Ron Perlman, ilk filmde olduğu gibi başarılı bir performans sergiliyor. Hellboy’un sevgilisi, Liz Shemann rolünü yine Selma Blair oynuyor. Gayet agresif ve sinirli rolüyle seyircinin beğenisini topluyor. Bu filmde Doug Jones için ayrı bir parantez açmak gerekir. Bu filmde 3 ayrı rolde gördüğümüz Doug Jones, paranormal yaratıklar olarak gayet başarılı. Ayrıca The Chamberlain ve The Angel of Death karakterlerinde Doug Jones’un kendi ellerini kulladığını belirtmek isterim. Mike Mignola bunu “The Doug Jones Factor” olarak tanımlıyor.
Sonuç olarak, Del Toro ve Hellboy fanlarının kesinlikle kaçırmaması gereken bir film. Fantastik Kurgu ve çizgiroman severlerinde kaçırmaması gereken bir tat olduğunu düşünüyorum. Yukarıda bahsettiğim, filmin negatif yönü olarak gördüğüm kısmı yüzünden, bir sonraki Del Toro fantastik ürününü gerçekten merakla bekliyorum. Acaba Del Toro kendini tekrar ederek sinema dünyasından silinecek mi, yoksa her filmiyle yeteneklerinin üstüne koyup, kült yönetmenler arasına adını yazdırabilecek mi?


isimli grafik romanından uyarlanan 300 Türkiye’de 16 Mart 2007 tarihinde gösterime girdi. Filmin Türü Savaş / Macera / Aksiyon / Çizgi Roman başlıkları altında incelenebilir. Aslında tam anlamıyla Fantastik-Kurgu ve Çizgi roman severlere yönelik bir film. Filmin yönetmenliği pek tecrübesi olmamasına karşı Zack Snyder yapıyor. Zack Snyder’ın 300 den önceki ve tek filmi olan Ölülerin Şafağı sinemaseverler tarafından pek beğenilmemişti. Hatta o filmden sonra 300 gibi büyük bir projenin yönetmenliğini alması bazı çevreler tarafından büyük şaşkınlıkla karşılandı. Filmin baş rolünde Kral Leonidas olarak Gerard Butler ı görüyoruz.